Gallery

Geziden İyice Koptuk: İrade mi Kader mi?

5 Apr

Deterministik teori ile ilahi dinlerde olan “kader” kavramının aslında bu kadar yakın olmasını şaşırarak; hatta biraz dehşetle karşılıyorum işin doğrusu. Hiç aklıma gelmemiş, daha doğrusu hakkında fazlaca bir şey duymamış olduğum bir konuydu. Ne zaman ki, babam( ya da kayınpederim) durup dururken bu konuyu açıp, etraflıca söz etti; benim açımdan adeta düşünsel olarak yeni bir dönem başlattı.

the pale blue dot

Eminim kimilerinize son derece sıradan gelecektir, ama bu konuya ilişkin içimdeki heyecanı paylaşmazsam; sanırım sancımı dinderemeyeceğim. İlişki aslında çok basit. Fizik ya da kimyada ( söz gelimi pozitif bilimlerde) tüm şartlar ve değişkenler birebir aynı olduğunda sonuç da aynı olur. Yani yer çekimi olan bir yerde bir cismi bıraktığımızda, eğer hiçbir şey değişmemişse ve kopyası bir cismi daha aynı şartlar altında bırakırsak birebir aynı sonucu elde ederiz. Yani itirazınız yoksa en azından elde edeceğimizi düşünüyoruz.

İşte şimdi dananın kuyruğunun koptuğu noktaya geliyoruz.Yani pozitif bilimdeki deterministik teoriyi genişlettiğimiz alana:

Sonuçta canlıları ya da daha özele girelim, insanları oluşturan temel birim atomlar. Yani fizik ya da kimyayı birebir uygulayabileceğimiz bir yapıya rahatça inebiliyoruz dostlar. Yine bu düşüncemizi desteklemek adına bizim duygu, acı ya da haz olarak nitelendirdiğimiz tüm insanca duyuların; aslında sinirler üzerindeki elektriksel iletimi olduğu konusunda da hem fikiriz umarım. Yani aslında ben şu an bu satırları yazarken düşünme olarak nitelediğim şey; aslında ruh ya da farklı bir boyut değil, tam da beyin olarak adlandırdığımız bir yapıdaki kimyasal ve fiziksel reaksiyonların sonucu. Burada hemen bir not olarak girmeliyim, “Ama insan dediğin aslında bir ruhun yansımasıdır” diyen arkadaşlarla ne yazıktır ki; diyaloğumuzu sürdüremeyeceğiz.

Peki; giderek varmak istediğimiz noktaya yaklaşıyoruz. Eğer beynimizdeki tüm gerçekleşenlerin yani kararlarımız, duygularımızın aslında fiziksel ve kimyasal reaksiyonların sonucu olduğunu kabul ediyor ve bununla birlikte pozitif bilimlerde determinizmi kabul ediyorsak; vardığımız noktada determinizmin biz insanlar için de geçerli olduğunu diğer bir deyişle, vereceğimiz her türlü karar ya da tepkinin aslında öngörülebilir olduğunu kabul etmiş olmuyor muyuz?

Yani gerçek anlamda tüm değişkenleri bilseydik ve hesaplama kapasitesine sahip olsaydık; aslında zincirleme olarak bundan sonra tarihin nasıl akacağı tamamen öngörülebilir. Benim bir sonraki cümlemin ne olacağı, şu an sokaktan geçen adamın ne zaman öleceği… Yani işin içine “irade” girsin ya da girmesin aslında şu andan itibaren olacak her şey kesinleşmiş ve öngörülebilir. Sadece şu an bütün bunları öngörebilecek ya da hesaplayacak bir yetkinlikten bahsetmek mümkün değil. Peki bu yetkinliğe haiz olunmaması, aslında bütün olacakların öngörülebilir olmasını engelliyor mu ? Kesinlikle hayır.

bulutsu

Buradan nasıl bir noktaya varacağız? Örneğin benim balkondan atlayıp atlamayacağım kesin. Bu eğer yetkinliğimiz olsaydı , çok çok ileri hesaplamalarla öngörülebilecek bir durum. Peki tam da bu durumu kabul edersek , iradeden nasıl bahsedeceğiz? Yani eğer benim “özgür irade”mle alacağım bir karar zaten öngörülebilir ise , özgür iradeden bahsetmek mümkün müdür? Gerçekten özgür olsaydı; öngörülebilirlikten bahsetmek mümkün olmazdı?

İşte tam da burada, hayret verici şekilde ilahi dinlerdeki “kader” kavramına fazlasıyla yaklaşıyoruz. Zaten din derslerinde konusu geçtiğinde ya da sözde din bilginlerinin televizyon programlarında en çaresiz kaldığı ve ifade etmeye çalışırken çırpındığı konu “kader” değil midir?

Çünkü bireyin sorumluluğunu da dışlayamazsın, neticede öteki dünyadaki var oluşunun bu taraftaki karar ve iradenin tezahürü olduğu argümanı da var bir tarafta. Ama “kader” vardır , hani değiştiremeyeceğin alın yazın… Hep “ama”sı vardır. Zira diğer türlü; kimlerin cennete varacağı zaten belliyse, bireyin kendi iradesine olan inancı nasıl güçlü kılınabilir?

Dinlerin çıkmaza girdği şu noktada bizi nasıl bir soru bekliyor? O halde zaten bir sonraki adımdaki her hareketimiz, kararımız öngörülebilirse o halde bizim özgür irademizden nasıl bahsedeceğiz? Evet, her hareketimiz bir sonrakini doğuruyor, yani aldığımız eğitim, duyduklarımız, gördüklerimiz bizi biz yapıyor; peki o halde alacağımız eğitim, duyduklarımız ve gördüklerimiz zaten öngörülebilir ise; pekala özgür irademizden bahsetmek mümkün mü?

Kendimizi doğrulamaya çalışırken bir çok kez kendimizi tekaraladık. O halde toparlamak gerekirse; bundan 1 yıl sonra ne olacağı aslında, 7 milyar yıl önce öngörülebilir değil miydi? Kimse öngöremedi ve bu yetkinliğe sahip değildi ama deterministik teoriyi doğru kabul ettiğimizde öngörülebilir olduğunu söyleyebiliriz. Tek gereken sürekli olan trilyonlarca(ya da ifade edemediğim büyüklükteki) değişkenin zincirleme şekilde hesaplanması.

Peki eğer bütün bunlar doğruysa, birey olarak üzermize düşenin, senaryosu hazır bir filmde rol almaktan ne farkı var? Başka bir açıdan; ilahi dinlerin yaratıcılarının ürettikleri “kader” perspektifinden; aslında ne kadar büyük filozoflar olduğunu söylememiz ve haklarını teslim etmemiz gerekmiyor mu?

Ya deterministik teori doğru değilse?! Daha da korkunç değil mi? Henüz ben de sindirememiş olsam da John Jamieson Carswell Smart söyleyecek sözü var…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: