Gallery

Ezilenin Ötekileştirmesi Üzerine

23 Apr

İşin doğrusu bu yazıyı yazmak aklıma ilk IF Istanbul’da “Laurence Anyways”i izlediğimizde gelmişti. Ama biraz ağırdan alınca haliyle konu soğudu ve en azından kendi gündemimden düştü. Ne var ki bu hafta sonu Ayşe Arman’ın Hürriyet’teki yazısını okuduktan sonra “ezilenin ötekileştirmesi” üzerine yazmak farz oldu.

Laurence1

Ayşe Arman yine “çarpıcı” bir röportaja imza atıyor; aslında hakkını yememek gerek, toplumun genelinin tabu kabul ettiği konuların üzerine yazdığı da bir gerçek; ve “bir sürü kadının peşinde olduğu, son derece erkeksi ve seksi , sıkı bir eğitimi ve işi olan” bir gayle röportaj yapıyor. Ve bizlere Türkiye’de gaylerin neler yaşadığını anlatıyor. Ancak ezilenin içindeki canavar yine karşımıza çıkıyor. Ve kendisi gaylerin yaşadığı problemleri anlatırken “özrü kabahatinden de büyük” deyiminin cuk diye oturacağı bir söylem geliştiriyor.

“Maalesef şöyle bir problem var. Kaybedecek bir şeyi olmayan ne kadar efemine adam varsa, eşcinsel olarak ortada dolaşıyor. E haliyle insanlardaki eşcinsellik imajı da onlarla şekilleniyor. Algı bu.”Ayol” diye konuşacak, kadın gibi olacak, kaşını alacak, makyaj yapacak, kırıtarak dolaşacak.  Halbuki onlar, çok küçük bir kitle.

Oysa ben yurtdışında okudum, oralarda da ilişkilerim oldu, oradaki eşcinseller son derece erkeksi tipler…”

 mine-vaganti-441021l

Yani bizim ülkedeki eşcinsellerin en büyük derdi şu efemine tipler…   “Cool” gaylerin tüm imajlarını yerle bir ediyorlar. Nasıl ki biz “iyi eğitimli” Türkler yurt dışına gittiğimizde en büyük problemimiz gurbetçilerin yaratmış olduğu imaj ise al sana bir benzeri… Nasıl karakterimiz bir anda kendine normlar belirleyip kendine göre bunun dışında kalanları dışlıyor. Yani gay dediğin erkeksi olacak, toplumsal statüsü olacak… Peki sormak gerekiyor o zaman “normları” kim belirleyecek? O halde karakterimizin” toplumun” kendisini dışlamasına söyleyecek sözü olmamalı.

Yine aynı hata… Sanıyorsun ki ezilen veya dışlanan bir gruba mensup birisi çok güçlü bir empati geliştirmiştir ve politik olarak doğru konuşur. Ama sonuç olarak olan hep aynı şey: Ezilen grubun mensupları da kendilerini herhangi bir grup karşısında hegomonik grubun içinde hissettikleri an ötekileştirme ve dışlama konusunda kesinlikle toplumun geri kalanından farklı hareket etmiyorlar.

Hayatın her alanı bu konuda örneklerle dolu: Kürt erkeğinin kendi iktidar alanındaki kadınlara tavrı, Romanlar’ın kendi mahallelerine giren BDP’li eylemcileri linç çabası ve malum örneğimiz “cool” gaylerin “efemine tiplere” yönelik tavrı…

“Laurence Anyways” aslında sözünü ettiğimiz sorunsalı güzel bir şekilde ele alıyor. Kısaca üzerinden geçmek gerekirse Laurence ve Fred’in 10 yıllık ilişkisi Laurence’in artık kadın olmak istemesiyle bambaşka bir yola giriyor. Çiftin ilişkilerini devam ettirme çabası filme konu olan. Zaten Laurence kadın bedenine sahip olmak istese dahi homoseksüel bir eğilimle kadınlardan hoşlanmaya devam etmektedir. Ne var ki Laurence bu kararıyla birlikte önce işini ardından eşini kaybeder. Burada en çarpıcı olan ise aslında sahip oldukları son derece alternatif çevrenin dahi Laurence’in cinsiyet değiştirmesini kabullenememesi ve onu dışlaması, zira Fred’in lezbiyen kardeşinin bile Laurence’in bu hareketini kabullenemediğini görüyoruz. Toplum normlarının dışında diyebileceğimiz birçok kişinin Laurence’a bakışları ise yine çok şey anlatmakta. Tabii hikaye 80’lerin sonunda geçiyor.  Quebec bölgesinde şu an cinsiyet değiştiren birinin benzer problemler yaşaması muhtemel değil.

 Neyse zaten konumuz bu değil. Ayşe Arman röportajına dönersek tek sorun “cool” gayin efemine tipleri ötekileştirmesi değil. Gerek Ayşe Arman’ın gerekse söz konusu kişinin her kelimesinde ortaya çıkan başarıya tapma hali. Yurt dışında okuduğunu, birçok kadınla beraber olduğunu ya da sıkı bir işe sahip olduğunu özellikle vurgulamanın derindeki bir ruh halinin yansıması olduğunu düşünüyorum.

Eskiden medyada “ başarı” hikayeleri görürdük, günümüz medyasında ise pompalananın alternatif ve “başarılı” kişilerin hikayeleri olduğunu görüyoruz. Böylece dışlanmış grupların da bir şekilde sisteme dahil edilmesi ve kendini sistem üzerinden tanımlayabilmesine olanak tanıyor. Yine de kendisi de eşcinsel olan kişinin farklı eşcinselleri hakir görüp; kendisine sosyal statüsü ve “toplum normlarıyla” meşruiyet kazandırma çabasının; “Yurt dışına çıktığımda insanları Türk olduğuma inandıramıyorum bir türlü” şeklinde tezahür eden aşağılık kompleksinden farklı olduğunu söylemek zor.

2 Responses to “Ezilenin Ötekileştirmesi Üzerine”

  1. Nigar ÖZALP May 22, 2013 at 12:19 pm #

    Kıskandım doğrusu bir gezenti olarak. Ne iş yapıyorsanız bende işimi bırakıp aynısını yapacağım. Memur bütçesiyle buraları gezmek için ömür bile yetmez🙂 Keyifle okuyorum ve yeni güzergahlar belirliyorum kendimiz için de . Emeğinize sağlık.

    • cakirca88 May 23, 2013 at 5:59 am #

      Beğendiğiniz için çok sevindim öncelikle. Ancak biz de bu gezileri inanılmaz paralara çıkarmıyoruz işin doğrusu. Zaten kayda değer bir kısmı öğrenciyken yapılmış geziler… Bazen başkalarının evinde , bazen havaalanında kalmayı tercih ettik daha çok gezebilmek adına. Yine de kabul etmek gerekirse çalışmaya başladığımızdan beri yani son 2-3 senedir standartlarımızı biraz yükseltmiş olabiliriz😉 Ne de olsa insanın yılda 15 gün tatili olunca biraz değerli oluyor….

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: