Gallery

Organik Ada: Imroz (Gökçeada)

6 Mar

O kadar lafını etmiştik ama bir türlü Gökçeada’yı görememiştik. Gerçi şansa bak ki, yola çıkmadan önceki gün Barba Yorgo’dan gelen bir telefon bize kalacağımız yerin çatısının çöktüğünü söylüyordu. Bir işaret olduğunu düşünmeye başlamışken önüne geçilemez bir tatil yapma arzumuz baskın geldi ve son dakikada Vama Apart’ı ayarlayarak yola çıktık.

Burada not etmek isterim ki Gökçeada’ya arabayla gitmek insanın arabayla öngördüğünden uzun sürüyor, en azından bizim için öyle oldu. İstanbul- Kabatepe arası yaklaşık 330 km ne var ki bu yol 4 saate yakın sürüyor, feribotun da 1.30 saat olduğunu düşününce toplam süre nereden baksanız 6 saate yaklaşıyor. Buna bir de feribot kaçırma ya da sıra bekleme olasılığını katın , yani diyeceğim o ki nerden baksanız 7-8 saati var bu yolculuğun. (Küçük not tek yön feribot ücreti 29  bkz. Gestaş)

Adaya yaklaştıkça işin doğrusu insanın aklında soru işaretleri oluşuyor. Zira görebildiğiniz tek şey bir tane ağaç olmayan çorak tepeler.

Neyseki tepelerin ardında sizi son derece keyifli manzaralar bekliyor…Kaleköy’e pansiyonumuza varınca, Mihriban Hanım bize bir kahve ikram ediyor ve huzur veren ova manzarımıza karşı yolculuğun yorgunluğunu atıyoruz.(Apart 150 lira ve 4 kişi kalınabiliyor) Ama hava çok sıcak ve deniz bizi çekiyor.

Yıldızkoy’a gittiğimizi sanarak Kaleköy limanındaki kayalıklardan denize girmemiz ise tam bir fiyasko😀 İşin doğrusu fiyasko olan deniz değil bizim bu derece şuursuz hareket etmemiz. Neyseki biraz dalgalı da olsa deniz çok keyifli ve temiz, bizi şaşırtan ise suyun bu derece ılık olması.

Neyse malum yemek içmek temel motivasyonumuz🙂 Akşam nereye gitsek? En iyisi her ne kadar kalamamış olsak da Tepeköy’de Barba Yorgo’ya gidelim dedik, en azından havasını solumuş oluruz.Hava kararmadan Tepeköy’ü bir turlamak gerek. Şunu söylemeliyim insan adeta Türkiye’de olduğunu unutuyor. Zira kurtarılamamış bölge olduğundan köyün nüfusunu Rumlar oluşturuyor ve duyduğunuz tek dil de Rumca doğal olarak.Tabi telefonuma bir de Turkcell de “Welcome to Greece” başlıklı roaming mesajı gelince tam oluyor.

Köy mimari olarak da korunmuş ve gerçekten de insanın kafasındaki Rum köyü imajına oturuyor.İşin doğrusun yerellerle temasa geçmek gibi bir niyetimiz vardı ama yapabildiğimizi söyleyemeyeceğim.Evet “Barba Yorgo”ya dönelim.Restoranın çok hoş bir manzarası var, balık ve mezeler hatta şarap da son derece güzeldi.Ancak eleştirmeden geçemeyeceğim nokta fiyatlardı. Balık ve biraz mezeye 1 şişe şarap eklenince 4 kişi 220 lira hesap ödedik. Açıkçası Gökçeada standartlarında bize biraz pahalı geldi. Özellikle de kendi üretimi şarapları restoranın içinde paket olarak 15 liraya satıp masaya 40 liraya getirmelerini çok da mazur göremiyorum. Bir de yemek sonunda bizim rezervasyon iptalimizi sorduğumuzda bu durumdan Yorgo Amca’nın haberinin olmaması ve bize tam da bir açıklama yapamamaları, bir bütün olarak Barba Yorgo deneyimimizi beklentimizin çok altına taşıdı. Yine de ben derim ki Tepeköy’e gidin ve Barba Yorgo’ya uğrayın… Pencerenizi açtığınızda her yere sinen kekik kokusunun bile tek başına değeceğini söyleyebilirim.

Apartta kaldığımız için kahvaltıları terasımızda yapmayı tercih ettik.Gökçeada bunun için uygun bir yer çünkü doğal kahvaltılık alabileceğiniz opsiyonlar bol. Biz domates, biberimizi Kaleköy’de Fatma Teyze’den aldık,zaten kendi bahçesinden topluyormuş.Hem de 1 liraya…Kendisi o kadar tatlı ve kibar bir insan ki bize patlıcan reçeli ikram etti ve doğrusunu söylemek gerekirse inanılmaz etkileyici bir lezzetti, muhakkak deneyin. Elta-Ada’dan da tereyağ, zeytin yağı ,peynir vs. alınca ortaya muazzam bir kahvaltı çıkıyor.

Diğer bir opsiyon ise Mustafa’nın Kayfesi…Kaleköy’de kilisenin meydanında konumlanmış kahvenin çok keyifli bir ortamı var.Biz kendisini daha çok kahve mekanı olarak kullandıysak da kahvaltıları da son derece güzel görünüyordu… Kahvaltı ya da kahve uğramaya değer…

Şimdi de deniz vakti.Kitesurf ve windsurf yoğun olarak yapılmakta ama bizim tercihimiz tembellik olduğundan Aydıncık plajının yolunu tuttuk ve “Crazy Island” isimli tesise konuşlandık. Olimpos benzeri bir ortam yaratılmış ve ağırlıklı olarak Bulgar turistlerin domine ettiği bölgede denize girerken gününüzü de keyifle geçirebiliyorsunuz.Buna Şezlongun 5 , biranın 6 lira olduğunu eklersek hoş bir tablo ortaya çıkıyor.

Deniz iyi güzel ama Gökçeada’ya gelip de Zeytinliköy’ü pas geçmek en hafif tabiriyle ayıp olur. Zeytinliköy’de alışık olmadığımız bir bozulmamışlık havası hakim ve hala canlı olduğunu söyleyebiliriz. Yeme içme motivasyonu kuvvetli bizler hemen Barba Hristo’ya dalıp sakızlı muhallebimizi yiyoruz. Barba Hristo’nun da Barba Yorgo’nun altında kalmayacka bir manzarası var, tatlısı de son derece hafif ve güzel. Bir de Zeytinliköy’ün meydanında kahvecileri var. Aslında en ünlüsü Madam’ın Dibek kahvesi, ancak aynı meydana bakan mekanların arasında bu kadar ciddi bir fark  olacağını düşünmediğimizden biz onu tercih etmedik, umarım çok büyük bir şey kaçırmamışızdır.

Yemek içinse Son Vapur’u(Zeytinliköy) tercih ettik. Balık dışında adada küçükbaş hayvancılık yapıldığından kuzu, koyun etleri de ciddi bir alternatif. Burada da kuzu kavurma son derece güzeldi.Fiyatı da kabul edilebilir 22 lira. Ancak benzer bir şarap sorunsalı burada da vardı, 40 liraya içtiğimiz şarap gerçekten kötüydü. İşin doğrusu şarap üretilen bir adada şarapları bu denli pahalı yapan nedir merak ediyorum? Her neyse gerek atmosfer olarak gerekse de lezzet olarak Son Vapur’da tavsiye edilir.

Bir de Dereköy gerçeği var yüzleşilmesi gereken. Yüzleşmek diyorum çünkü insan terk edilmiş bu yerleşim alanına girer girmez bir suçluluk duygusu hakim alıyor.Zira zamanında 500 haneli olan bir yerleşim yerinin yerinde 3-5 ailenin dışında ancak yıkıntılar görünce insan farklı bir refleks gösteremiyor. Deneyimlemeden anlaşılamayacak bir duygu olduğunu belirtmeliyim.

Yalnız şunu itiraf etmek gerekiyor. Temmuz sonu yaptığımız bu gezi de hüznü üstümüzden bir türlü atamadık doğal olarak biraz buruk geçti.Nedeni ise çok aleni dönüşümüzden tam 10 gün sonra TSK bana el koydu.🙂

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: