Gallery

Lizbon(Portekiz)

18 Apr

Portekiz… Dünyada Portekizce konuşan insan sayısının 200 milyondan fazla olduğunu düşününce ;insanın aklında Portekiz büyük bir ülkeymiş izlenimi yaratıyor.Gelin görün ki topu topu 10 milyonluk bir nüfusu var İber yarımadasındaki bu küçük ülkenin. Aslında Portekiz’i bir ülke olmaktan ziyade hep futbol milli takımı ile özdeşleştirerek öyle düşünmüştüm ve uçağım Lizbon’a inerken gerçekten aklımda Portekiz’e dair pek bir fikrim yoktu.

Açıkçası hazır vize problemim yokken her fırsatı değerlendirmek istiyordum Madrid’deki ilk aylarımda. Özellikle de EasyJet’ten 45 euroluk gidiş dönüş bilet bulunca, üzerinde fazla düşünmeye gerek kalmadı. Hazır lafı geçmişken Easyjet’e değinmeden olmaz.Henüz İstanbul’dan sadece Basel ve Londra’ya uçsalar da Avrupa’da geniş bir uçuş ağları var ve hem uçakları hem de uçtuğu havaalanları Ryanair’e göre çok daha iyi ; fiyatlar ise üç aşağı beş yukarı aynı.

Lizbon iner inmez fark edebileceğiniz şekilde diğer Avrupa şehirlerinden farklı. Her şeyden önce diğer Avrupa şehirleri gibi steril bir tarzı yok. Sokaklar bakımsız , binalar eski ve insanlar fakir…Açıkçası gitmeden önce Portekiz’in fakir olduğunu düşünmemiştim ancak gezip gördükten sonra basında Portekizle ilgili çıkan ekonomik kriz haberlerine hiç şaşırmıyorum. Asıl merak ettiğim nüfusundan fazla turist ağırlayan bu Akdeniz ülkesinin turizm gibi bir gelir kaynağı olmasa durumu neci olurdu?!

Neyse artık Lizbon’a gelsem güzel olacak. Kalacak yerle başlamak gerekirse Black&White Hostel hem ucuz hem de merkezi bir hostel. Ayrıca ortak alanlarında sosyalleşmek de güzel bir seçenek. Özellikle tek başına gezenlere tavsiye edilir.Yurt tipi odada konaklama gecelik 15 euro kadar ve genel olarak temiz bulduğum Black&White’i tavsiye ederim.

Tamam , ama artık Portekiz’e inmenin vakti geldi.Her şeyden önce Lizbon’un coğrafi yapısı kesinlikle ilgi çekici, hani doğal liman diye bir kavram vardır ya işte koca okyanusun yanı başına öyle bir doğal liman kondurmuşlar ki; insan ne coğrafi keşiflere öncülük yapanların Portekizli olmasına ne de Lizbon’un keşiflerin başlangıç noktası olmasına şaşırıyor.

Anam Hisar’a ne olmuş?!

Özellikle şehrin tepesine konumlanmış olan kaleye çıkan yollar insana çok güzel görüntüler sunuyor. Herhangi bir anda dönüp arkanıza baktığında insan kendini İstanbul’da sanabilir. Bunda hem  etrafı güzel ama bakımsız evlerle dolu dolambaçlı ve dar sokakların; hem de şehrin birçok yerinden görülebilen Boğaz’a pek bir benzeyen körfez ve Boğaz Köprü’sünün kötü bir benzerinin payı var. Kaleye çıkana kadar farklı noktalarda güzel manzaralar olsa da ben yine de kaleye kadar çıkmayı tavsiye ediyorum.

Peki ne yiyelim? Bu soruya çok başarılı bir yanıt veremeyeceğim ne yazık ki. Bunda hem Portekiz’in bana uymayan kötü kokulu ve bol deniz mahsullü mutfağı hem de benim Lizbon’u tam bir sırtçantalı olarak gezmemin payı var.Kalacak yer ve uçak da dahil 3 günlük Lizbon gezimi 90 euroya mal etmenin başka bir yolu da yoktu işin aslı😉 Ancak genel olarak önünden geçtiğim besin tedarikçilerinin kokularının pek de davetkar olduğunu söyleyemeyeceğim.  Bir de özellikle hostelimizin sahibi bizi ortalama Avrupa fiyatlarına hizmet veren restoranlara karşı uyarıyordu, zira Portekiz gerçekten ucuz bir yer.

Portekiz Sokakları…

Bir de Allah günah yazmasın bir gözlemimi paylaşmak istiyorum. Hep Brezilyalı güzel kızların hikayesini duyarsınız ya; işte aynı dili konuşan Portekiz’de durum bunun tam tersi. Gerçekten sokakta dolaşırken güzel bir kız ya da gözünüzün takılacağı bir erkek görmek olağan dışı bir durum. Hatta genel olarak insanların çok da başarılı giyindiğini de söyleyemem Portekiz için , ne var ki bu durumun komşu İspanya ile bu derece farklılık göstermesi gerçekten şaşırtıcı. İnsanları bu derece dış görünümle yargıladığım bu utanç paragrafını geçtikten sonra biraz daha gezmek güzel olabilir.

Jeronimos

Genel olarak şehir merkezinde rastgele yürümeyi hem severim hem de tavsiye ederim. Ne var ki Lizbon’da şehrin dışına da adım atmak gerekli. İlk tavsiyem Jeronimos Monastery’nin bulunduğu Belem. Belem’e benim yaptığım gibi yürüyerek gitmek mümkün, ancak pek tavsiye ettiğimi söyleyemeyeceğim zira sahil yolu keyifli olur diye düşündüğüm yolda sahil yolu konseptinin pek de olmadığı hatta ilgi çekici pek bir öge olmadığını fark etmem için hayli yürümem gerekti ve açıkçası çok da yorulmuş oldum. Her neyse ince uzun yapısı ve üzerindeki işlemeleri ile;bir kilise ve manastırın birleşiminden oluşan bu dev kompleks kesinlikle görülmeye değer. Avrupa’nın klasik Katolik katedrallerinden daha fazlasını sunuyor kesinlikle bu manastır ve her ne kadar kelimelerle açıklamakta yetersiz kalsam da görünce bana hak vereceksiniz.

Cascais

Diğer bir durağım Cascais oldu. Yaklaşık yarım saatlik tren yolculuğuyla(2 euro) gidilen bu sevimli sahil kasabası Lizbon’un sayfiye yeri, yani bir anlamda Kilyos’u. Her ne kadar çok ideal bir sezonda gitmesem de havalar güzelken buranın ne kadar güzel ve keyifli olabileceğini tahmin etmek hiç zor değil. Cascais’in dar sokakları ve sevimli evleri çok hoş bir atmosfer yaratmış ve bu küçücük kasabadaki geniş ve güzel parklar ise tam anlamıyla insana nefes aldırıyor.Yolunuz Lizbon’a düşerse bir yarım gün de buraya ayırın derim.

Cascais’den Portekizli ev arkadaşımın tavsiyesine uyarak Sintra’ya geçtim.Yaklaşık yarım saat sürdü belediye otobüsüyle ancak neredeyse trenin iki katı kadar para vermiş oldum.(4 euro) Yeşil tepelerin arasında sislerin arasında Sintra’nın güzel yapılarını gördüğümde daha yarım saat önce bir sahil kasabasında olduğumu düşünüp Portekiz’in doğasının ve coğrafyasının ona çok şey kattığına emin oldum.

Sintra

Sintra’nın da bir kalesi varmış ve çıkmak için hayli mücadele verdim ancak günün yorgunluğu ve çıkmayı denediğim tepenin eğimi beni hedefimden alıkoydu. Duyduğuma göre Sintra’da zengin Portekizliler’in yayla evleri varmış,gerçi ben öylesine bir zenginliğe şahit olmadım ama bunda yorgunluğumun da payı olabilir tabii…

Son olarak da Lizbon’daki Botanik Bahçesinden bahsetmek istiyorum. Yağmurlu songünümde bana sığınak olan bu güzel bahçe inanılmaz huzur vericiydi; ayrıca şehrin bu kadar merkezinde böylesine izole bir ortamın yaratılması da çarpıcı geldi bana.Ayrıca öğrencilere  sadece 50 cent olan girişte ayrı bir güzel. Ancak yine de beklentiyi artırıp hayal kırıklığı yaratmak da istemem.

Evet, iyisiyle kötüsüyle Lizbon’u da paylaşmış olduk böylece. Daha nice gezilere…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: