Tag Archives: tiflis gezilecek yerler
Gallery

Tiflis(Gürcistan)

23 Mar

Gece vakti Tiflis

20 yıllık citroën 160 km hızla şehre doğru ilerlerken bir an henüz bir kaç saat önce İstanbul’da yemek yediğimiz aklıma geldi. Şimdi ise takside lounge müzikle çılgın bir şekilde bilinmeze doğru ilerliyorduk. Tiflis’te güzel olan her şey öylesine etkileyici ışıklandırılmıştı ki bir an ben nereye geldim diyorsunuz?! Ve böylece çok büyük beklentilerle gelmediğimiz şehir daha ilk dakikalardan itibaren bizi şaşırtmaya başlıyor ve masalsı yüzünü bize gösteriyordu. Beklemediğimiz bu güzellik karşısında dehşete düştük.

Tiflis’de Hakimiyet Arabaların

British House Hotel’in önünde taksimiz bizi indirdiğinde saat sabaha karsi 4.30’du. Tabi bu saatte insanın aklında tek bir şey oluyor; uyku.. Sabah uyandığımızda ise külkedisinin arabası çoktan balkabağına dönmüştü. Rengarenk ışıkların yokluğunda Tiflis parıltısını kaybetmiş, adeta yoksulluğun izlerini her yerde taşıyordu.  İşte gezimize böyle karmaşık duygular içinde başlamış olduk. Tiflis hakkında az çok bir fikrimiz olsa da , zira gerçekten komşumuz olmasına rağmen pek bilinmeyen bir yer Gürcistan.

Bu kadar ilk izlenimden sonra artık daha pratik bilgiler vermenin vakti geldi sanırım. Mesela taksi demişken Tiflis’te taksimetre yok; ancak genel geçer bir fiyatlandırma var. Örneğin ücret havaalanından şehir merkezine 25-30 lari arasıyken, şehir icinde 3-5 lari. (Hemen bir not 1 lari=0,95 lira) Bu aralıklar arasında olmak kaydıyla pazarlık gücünüz fiyatı belirleyecektir. Ayrıca belirtmek gerekir ki taksi şoförlerinin hepsinin içinde bir F1 pilotu var. Taksim-Bakırköy dolmuş şoförleri bile yanlarında kuzu gibi kalıyor.

Kahvaltı Soframız

Masalsı şehrimizde ertesi sabah muazzam bir kahvaltı yaptık. Otelimiz de “kachopuri” den, (gürcü böreği) ev yapımı reçele çok doyurucu ve güzel olan kahvaltı bir otel kahvaltısından çok bir anne kahvaltısını andırıyordu. Bu arada otelimizden de bir kaç kelimeyle bahsedeyim. Yüksek tavanlı, orijinal ahşap aksesuarlar ve tablolarla dolu odaları son derece başarılıydı ancak Tiflis’in ucuz bir şehir olmasından yola çıkarak konaklamayı da ucuza mal edebileceklerini umanlar biraz hayal kırıklığına uğrayabilir. Zira biz çok uygun bir yer bulamadık ve yoğun bir pazarlık sonucu gecelik 80 euro’ya odamızı tuttuk. Her ne kadar otelle bir tartişma yaşadıysak da, bize bir şişe şarap hediye edip gönlümüzü aldilar, biz de onları affettik. Tabii bir de çok daha pahalı oteller vardı ancak onlara hiç yeltenmedik bile.

Kahvaltıdan sonra şehrin ana caddesi Rustaveli’ye inip eski şehre doğru yürümeye başladık. Tiflis’le ilgili bilmeniz gereken birkaç kritik nokta var. Öncelikle caddelerin çok geniş olduğunu ve şoförlerin karşıya geçmekte olan bir yaya görünce daha çok gaza bastıklarını bilmeniz de fayda var, ki hayatınızın devamlılığı için bu bilgi hayli önem arz ediyor. Diğer bir kritik bilgi ise alt geçitlerin kullanımı, daha doğrusu kullanılamaz oluşu. Zira ışıklandırma konusunda bu denli yoğun çaba sarf etmiş belediye, alt geçitlerin bir çoğunu unutmuş gibi gözüküyordu. Bazı yoğun şekilde kullanılanların dışında tamamen karanlık olan alt geçitler sadece bununla yetinmiyor aynı zamanda öylesine keskin bir dışkı ve lağım kokusu barındırıyorlar ki; değil icinden geçmek yakınından bile geçilmiyor. Durum böyle olunca sanki  sürekli e-5 ‘te karşıya geçiyormuş gibi bir durumda kalıyorsunuz.

Her yol bir macera…

Biraz da şehirden bahsetmek gerekirse Rustavelli başlamak için doğru yer olabilir. Bu cadde ve onu kesen sokaklarda her biri İstiklal caddesinden fırlamış gibi gözüken çok güzel binalar var. Bu binalarin talihsizliği Tiflis’te olmalari… Neden derseniz para olmayınca hiç biri restore edilememiş ve gerçekten kötü durumdalar ancak bu halleri bile güzelliklerini gizleyemiyor. Bir de şaşkınlığımızı gizleyemediğimiz bir durum var ki paylaşmadan edemeyeceğim.  Cadde üzerinden çok görkemli gözüken kolonlariyla, kubbesi hatta altın kaplama kabartmalarıyla sarayı andıran bir binayı arkasından görme gibi bir gaflete düştük, düşmez olaydık. Yıkık dökük, sıvasız adeta bir harabeydi karşımızda duran. Aslında tam da Tiflis’i anlatan bir kare bu, her yerde çelişkiler göze batıyor fukaralık ve zenginlik, görkem ve sefalet…

Arka Cephe & Ön Cephe

Aslına bakarsanız Tiflis’e giderken Saraybosna gibi daha küçük bir şehir bekentisi içindeydim ancak Tiflis aslında büyük bir şehir. Ortasından geçen nehir şehri ikiye bölüyor ancak otoyollarla çevrili olması ve kirli görüntüsü nedeniyle şehre güzellik katmaktan çok ulaşımı zorlaştırıyor. Mağazalardan ve arabalardan da anlaşıldığı kadarıyla azınlık da olsalar şehrin çok zengin bir nüfusu da var. Bunu Zegna ve Dior gibi markalar da destekliyor, sağolsunlar tahmin etmek hiç zor olmuyor. Bu arada şunu da belirtmeliyim ki Gürcüler pek sıcak insanlar değil. Tiflis de pek turistik bir şehir olmadığından turist olmamız şaşılmayacak şekilde kimsenin üzerinde inanılmaz bir etki yaratamıyor. İngilizce konusunda da pek başarılı olmadıklarından Gürcü halkıyla diyaloğumuz çok sınırlı kalıyor. İngilizce yerine Türkçe ile iletişime geçmeye çalışmanın çoğu zaman daha mantıklı bir tercih olduğu söylenebilir.  Konumu ve komşuları itibariyle düşününce aslında bunda şaşılacak pek bir şey yok. Tiflis bize nazaran Azerilerden daha çok rağbet görüyor gibi gözüküyordu.

Camii

Peki nereleri gezmeden olmaz?

 

Post Modern Saat Kulesi


Aslında grup olarak midesine pek düşkün olduğumuz için bir yerleri gezmekten ziyade lokma peşinde koşmakla geçti. Ancak yine de aklıma gelen bir kaç noktayı paylaşmak isterim. Şehirde biraz dolandıktan sonra tüm tepelerde birbirine benzeyen çok tipik kiliseleri göreceksiniz, bunlar Avrupa’da  hic göremeyeceğiniz cinsten Ortodoks kiliseleri. Old town’daki Anchiskhati Basilica ise 6.yy’dan kalma; zaten bazilika tipindeki yapısı ve kullanılan taşlar kesinlikle erken hristiyanlik zamanlarını işaret ediyor. Basilica’nın yanı başındaki post-modern saat kulesi de görülmeye değer.

Ortodoks kiliseleri

Bir de tepeden Tiflis’e bakan Kartlis Deda var. Bu devasa heykel bir elinde şarap bir elinde kiliç tutan ve dosta düşmana tavrını ortaya koyan “Mother of Kartli” adlı ablamızın yanından şehre bakmaya ancak akşam çıkabildik. Bizimkisi biraz tesadüfi oldu ancak geceleri Tiflis ayrı bir güzel olduğundan farketmeden güzel bir şey yapmış olduk. Bu noktadan ışıklandırmaları bir bütün olarak görebiliyorsunuz. Tavsiye ederim ancak gündüz gözüyle şehir gezmek tabii ki daha tercih edilir de olabilir. Kartlis Deda’dan aşağı eski şehire inerken sağda şehirde kalan son camiyi ve hamamlari görüyorsunuz ve iniş sırasında her adımda şehri farklı bir açıdan seyretme imkanı buluyorsunuz.  Ancak çok planlı bir geziden ziyade old town civarında kafanıza göre gezmek daha iyi bir fikir olabilir.

Kartlis Deda

Nerede yemeli,içmeli?

Şimdi Gürcü mutfağını ceviz ve sarımsakla özetlemek mümkün. Ancak Tiflis’te gördük ki gerçekten bu ikili her şeye yakışıyormuş. Bir de oralara kadar gitmişken bol bol Gürcü şarabından için zira çok ünlü ve Türkiye’dekilere oranla çok hesaplı.

Bir de Tiflis’teki kafe ve restaurantların geneli icin özgün tanımlamasında bulunabiliriz. Çünkü burada sanatın çok geniş bir tabanı var ve bu durum haliyle her yerde etkisini gösteriyor. Evet, 2 gun boyunca bir kez bile kalitesiz müzik duymadık örneğin.

Cafe Gabriadze

Anchiskhati Basilica’nın yanı başında The Hangar’ın karşısına düşen Gabriedze çok güzel bir cafe aynı zamanda restaurant. Üzerinde ismi yazmıyor ancak garip şekilli kulenin yanıbaşında dersem anlarsınız. Masalarindan, duvarlarına kadar her tarafı tam bir sanat eserine cevirmisler. Ancak çok uygun diyemeyeceğim. Kahve 5 lari, yemekler ortalama 15 ama sadece bir kapalı mekan nasıl bu kadar muazzam dekore edilebilinir diye gidilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Bir de old towndan metekhi koprusu üzerinden karşıya geçince “Old Metekhi” adında bir restaurant var. Aslında çok mükemmel bir manzarası var ama pencere pervazını oyle yapmışlar ki otururken bir şey göremiyorsunuz. Hayli şık bir restaurant olsa da fiyatları hiç üzmüyor. Bir şise şarabı 10 lariye içtik, yemeklerse 10-12 lari civarındaydı. Ancak söylediğiniz yemeklere dikkat edin zira biz adı Gürcüce olan bir yemek söyledik ve pişman olduk.

Tiflis’te çok güzel kafeler ve genelde de canlı müzik var. Bambis rigi uzerindeki “Literatula” da cok hos bir cafe ve birileri piyano caliyor burada da. Çok güzel pastaları var ve genelde 4 lari. Kesinlikle tavsiye edilir. Bir de Shardenis Qucha uzerindeki “Studio 11” var. Aslında inanılmaz bir mekan değil, ama gece çıkalım bir bara takilalim derseniz tavisye edilir. Özellikle elektronik müziği canlı saksafonla sentezleyen performans başarılı ve bizim icin cok farklıydı. Kokteyller 15 lari, martini 7 lari…Yani Türkiye standartlarında fiyatlar…

Son olarak da özel bir yerden bahsetmek istiyorum. Drybridge’ın ayağının hemen yanında üzerinde sadedce Gürcüce yazan ashap ve tugla karisimi tek katlı bir restaurant var. Turistik olmayan bu restaurant hem cok guzel hem de cok ucuz. Burada yediğimiz “Ojahuri”yi  kesinlikle tavsiye ederim, birayla çok güzel oluyor. Bira 2 lari , “ojahuri” 6 lari…Mutlaka gidin, özellikle bit pazarındaki alışverişin akabinde pek bir dinlendirici oluyor.

Modern mimari de var..

Son olarak da Rustaveli uzerindeki “Khareba” şarap evini önermek isterim, Gürcü şarabı almak isteyenlere. Hem son derece ilgili çalışanlar var, hem de bolca tadım yapabiliyorsunuz. Dışardan çok şık gibi gözükse de şarap fiyatları 8-40 lari arasında değişiyor.

Sarapcı…

Özetin özeti Tiflis herkese tavsiye edilebilecek çok orijinal sanat dolu bir sehir…Gelecekte de inanıyorum ki turizm anlamında değerlenecek bir sehir, tabii hiç bir zaman gözde bir şehir olamayacak belki ama en azından komşudan daha çok turist çekeceği kesin…

Tabelalar..

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 530 other followers

%d bloggers like this: