Tag Archives: tatilde nereye gitsem
Gallery

Himalayalar’ın Ortasında: Nepal Gezisi – 2

9 Feb

Evet, sanırım artık Pokhara’dan bahsetmeye tekrar dönebiliriz. Kolay değil Pokhara’ya gitmesi ya 70-80 usd’yi gözden çıkarıp yarım saatlik bir uçak yolculuğuyla gideceksiniz ya da bizim gibi hem de etrafı görmüş oluruz diye 8 saatlik bir otobüs yolculuğunu göze alacaksınız. Hani haritadan bakınca da pek yakın görünüyorlar ama Katmandu- Pokhara yolu bizim stabilize köy yollarını aratır cinsten olduğundan mütevellit yol git git bitmiyor. Bir de üzerine yoğun sağanak yağışı koyun da tam olsun.  Hem yağmur damlası bizim buralar gibi incecik değil, böyle besili kocaman damlalar.

IMG_6244

Katmandu’daki düşük standardlı konaklamamızdan sonra biraz paraya kıymaya karar verdik ve The North Face Inn’de yer ayırdık(bu sefer gecelik 28 usd verdik). Sağolsunlar, yağmurun selin içerisinde bizi odamıza kadar getirdiler. Balkonu pek güzel , manzarası da pek bir güzel olması muhtemel; muhtemel diyorum zira normal şartlarda Himalayalar’ın en yüksek zirvelerinden Annapurna’yı gördüğü iddiası var; odamızda Katmandu’dan sonra haliyle rehavete kapıldık.

IMG_1575

Her neyse bir şekilde Pokhara’ya yerleşmiş olduk ama öylesine bir yağmur var ki; başını çıkardığın an sucuk gibi olacaksın, kaçarı yok. Biz de malum Pokhara ucuz outdoor kıyafet cenneti olarak biliniyor, yağmuru bahane edip kendimize güzel ciciler alalım dedik. Özellikle The North Face’in kendi mağazasından sonra  hemen yanında başlayan dizi dizi outdoor dükkanlarından Pokhara’dan dönene kadar kendimizi zor attık. Ancak ilk gün olan acemiliğimizden sonra kumaşından , dikişinden anlar hale geldik adeta. Normalde çok pahalı olduğunu bildiğiniz ürünler olunca, aslında tüm fiyatlar ucuz geliyor. Hem çok benziyorlar birbirlerine hem de satıcılar pazarlıksız katiyen çalışmıyorlar. Hal böyle olunca bir anda zorlu bir maratonun içerisinde buluyor insan kendisini, ama kendini kaybetmemek önemli tabii.

IMG_6246

Sonuçta montumuzu , botumuzu da aldığımıza göre Sarangkot’a çıkmak için tek eksiğimiz havanın düzelmesi. Ancak gelin görün gökyüzünden bulut , havadan yağmur son güne kadar eksik olmuyor. Hal böyle olunca Himalayalar’ı görmek için teptiğimiz onca yoldan sonra kuzu kuzu kaderimize teslim oluyoruz ve göl kıyısına kurulmuş olan bu keyifli kasabanın tadını yemece içmece ile çıkarıyoruz adeta.

Hint yemeklerine zaten zaafı olan biri olduğumdan, neredeyse her yediğimiz yemekten çok kolay mutlu olabildim. Ama biraz da Zeynep için 1-2 öğünü batı tarzı yemek yapan restoranlarda geçirdik. Şimdi topu sadece Zeynep’e atmış oldum ama Olive Cafe’de yediğimiz, aslında Türkiye için standard olan, hamburger 5-6 günün sonunda pek keyif verdi doğrusu. Fiyatları da makuldu doğrusu. Bir de Lonely Planet’da özel olarak tavsiye edilen Caffe Concerto’da pizza yiyelim dedik. Dedik ama bir türlü gelmek bilmedi. İşin şakası bir yana Dasain olduğu için işletmeler çalışan bulmakta zorlanıyordu, ama neredeyse aç kalıyorduk Caffe Concerto’da. Bu yüzden pizzası lezzetli olsa da aklımızda pek güzel yer edemedi. Son olarak ise Punjabi Restaurant’dan bahsedeyim. Hijyen yönünde rica ederim algınızı kapayın ve mümkünse tuvalete gitmeyin. Ama Sezar’ın hakkı Sezar’a. O kadar lezzetliydi ki yemekler Zeyneple parmaklarımızı yememek için zor tuttuk kendimizi. Bol baharatlı klasik hint mutfağının keyfini çıkarmak için ideal bir mekan.

IMG_1533

Tabii, biz 8 saat yolu sadece yemek yemeye gelmedik malum. Neyse ki, son gün güneş hafif yüzünü gösterdi de; biz de Sarangkot’a olmasa da World Peace Pagoda’ya çıkma şansını bulduk. Pokhara’dan yaklaşık 300 metre yüksekte olan pagodaya gitmenin en keyifli yolu, iskeleden bir sandal kiralamak ve 20 dakika kadar küreğe asılmak. Bu arada ister pagodaya gitmek için olsun , ister gölün keyfini çıkarmak için iskeleden sandal kiralamak kesinlikle tavsiye edilir. Zira hava kapalı bile olsa Pokhara her yandan inanılmaz keyifli manzaralar vaadediyor bizlere.IMG_1563

Kendinizi gölün kıyısına attıktan sonra Pagoda’ya çıkmanız yaklaşık 1-1.5 saatlik bir tırmanış gerektiriyor. Tabii burada belirleyici olan sizin kondisyonunuz oluyor, biz bu konuda iddialı olduğumuzu söyleyemeyeceğiz. Yine de kah manzara seyrederek , kah yerli çocuklarla fotoğraf çektirerek çıkıyoruz Pagoda’ya. Aslında son derece sade yapılmış olan Pagoda konumu itibariyle öylesine ihtişamlı duruyor ki… Tüm bunlarla birlikte atom bombasına karşı dünya barışını simgeleyen ve günümüzde Dünya’da 80 adet inşa edilmiş olan World Peace Pagoda’nın buraya inşaası o kadar kolay olmuyor 1972 ‘de neredeyse tamamlanmış olan Pagoda’yı zamanının Kraliyet yönetimi sudan sebeplerle yıktırıyor. Buna rağmen ısrarcı olunuyor ve 1992’de son haline tekrar getiriliyor. Özetin özeti devletler tüm dünyada tahammülsüzlüğün farklı örneklerini farklı zamanda göstermekten geri durmuyorlar.

 IMG_1595

Bir günü de Pagoda’ya çıktık indik diye geçirirken , Katmandu’ya dönme vakti geliyor. Yine sabahın köründe otobüsümüze binmek için kalkıyoruz, bir de ne görelim bulutlar gitmiş ve zirveler görünüyor. Güler misin ağlar mısın? Biz de bilemedik işte, en azından 5 dakika da olsa zirveleri görmenin mutluluğunu yaşamış olduk diyelim.

IMG_1601

Otobüs yola çıktı, 1 saat oldu olmadı şoför ve muavinin hareketleri garipleşmeye başladı. Hadi hayırlısı derken, otobüs yol kenarında bir tamirciye çekildi ve yürüyen aksama dahil bir metal parça çıkarılıp, bir şekilde tamir edildi. Böylece Nepal’de otobüse binersen böyle şeyleri göze almamız gerektiğini iyice idrak etmiş olduk. Nihayetinde Patan’da ayarladığımız Newa Chen isimli; eski bir Newari konağından dönme otelimze vardığımızda tek aklımızdaki kendimizi odamıza atmaktı. Ne var ki pasaportlarımızı uzattığımızda resepsiyondaki kızın anlamsız bakışları, hiç de iyiye işaret değildi. Kısa süreli anlamsız sessizliğin ardından durum netleşti, ben rezervasyonu Ekim yerine Kasım için yaptırmıştım ve kesinlikle yer yoktu!!

IMG_6343

Yaklaşık 10 saatlik konforsuz bir yolculuktan sonra bardaktan boşanırcasına yağmur yağarken insanın en son karşılaşmak istediği durum bu olsa gerek. Tabii bizim yorgunluğunda etkisiyle sinirlerimiz alt üst oldu. Neyse ki resespsiyondaki kız gerçekten bize yardımseverdi de bize evinin odasını kiralayan bir tanıdığını arayabileceğini söyledi. Her ne kadar kulağa çok cazip gelmese de kendisine güvendik ve şansımızı deneyelim dedik. Yeter ki, tuvaleti bize özel olsun yeterdi, ne kadar kötü olabilirdi? Gerçi geceliği 13 dolardan başladığımız konaklamanın standardını 40 dolara çıkarmış olduk ama canımız sağolsundu di mi?

Ev sahibemiz 1 saatin ardından geldi. Ancak sahibemizin sarisini üzerine atmış tam bir yerli olduğunu görünce şüphe yaşamadık değil. Ne kaybederiz ki diye ablanın peşinden gittik, dar sokaklardan bir avluya çıktığımızda kapısına yöneldiğimiz ev hiç de kötü gelmedi. Ne zamanki bizi odamıza daha doğrusu dairemize çıkardılar biz sevinçten zil takıp oynamaya başladık. Ablanın oda dediği konağın bir katına yayılmış ve içinde salonu, banyosu olan kocaman bir daireydi. İşte o an nasıl bir rahatlama , nasıl bir keyif hissi yaşadım ifade etmekte zorlanırım.

Pizza ve mutlu Zeynep

Pizza ve mutlu Zeynep

Bu kadar yorgunluğun üzerine kendimizi şımartmaya hakkımız var dedik ve Birleşmiş Milletler merkezinin yakınında ağırlıklı olarak expatlara hitap eden restoronlardan birine gidelim dedik.Niyetimiz Nepal’de en iyi Hint yemekleri yaptığı iddiasında olan Masala isimli restoran iken Dasain yüzünden kapalı olunca kendimizi Roadhouse Cafe adındaki bir İtalyan restoranına atarak Nepal’deki 2. Pizza operasyonunun içinde bulduk kendimizi. Gerçekten de İstanbul’daki yeni nesil pizzacılardan hiç eksiği olmayan bir pizza yedik. Paranın gözü kör olsun; 3.Dünya ülkesi bile olsa parayı verince global dünyanın tüm nimetleri elinin altında.IMG_6309

IMG_6288

Son günümüzde ise hem Patan’ı, hem Bodnath hem de Pashupatinath’ı gezmek durumunda kaldık. Güne Lonely Planet’ın yürüyüş güzergahını takip ederek başladık. Ancak yine zoru başardık. Normalde Patan eski şehir kısmına bilet alarak girmeniz gerekiyor, ancak biz akşam geldiğimiz için almadan girebilmiştik ve zaten şehrin içinde kaldığımız için tekrar bilete ihtiyacımız yoktu. Ne var ki, yürüyüş noktasının başına gidelim derken tam bilet gişesinin olduğu noktaya kadar çıkmışız, tam arkamızı döndük ki görevliler bilet sordu. Off, ne kadar gıcık bir his bu!? Neyse artık kaşarlandığımız için görevlilere atar yapıp, zaten girmeyecektik ki biz tadında şehri terk ettik. Tabii ilk ara sokaktan geri dalmak için, nihayetinde de öyle yaptık ve yüyüşümüze gecikmeli de olsa başlayabilmiş olduk.IMG_6324

IMG_6307

Aslen Patan, Bhaktapur ve Katmandu birbirine komşu 3 krallık iken, ama gerçekten neden başkentleri bu kadar yakın kurmuşlar bana göre hiçbir mantıklı açıklaması yok; 18.yy’da küçük krallıklar bir kral tarafından birleştiriliyor. 20.yy’da Katmandu hızla büyürken de Bhaktapur biraz dışında kalabildiyse de , Patan adeta Katmandu’nun bir mahallesine dönüşüyor. Ancak meydanı ve çevresiyle en az Katmandu kadar etkileyici, tapınakları ve mimarisiyle bir o kadar da benzer. Hatta güneş batıp da günübirlik gelen turistler şehri terkedince Durbar’da takılmak ise çok keyifli ve inanılmaz huzur verici.

IMG_6283

IMG_6224

Zaman az olduğu için taksiye atlayıp Bodnath’ın yolunu tutuyoruz. Gerçi zaman az olmasa dahi biraz da pazarlıkla Katmandu için taksi mantıklı bir opsiyon. Bodnath’ın görkemli ve mistik bir yapı olmasının dışında Tibet- Çin ihtilafı sonrasında kültürel ve dini olarak da çok ayrı bir yer ediniyor. Zira sürgündeki Tibetliler’in birçoğu Bodnath çevresine yerleşiyor.  Gerek stupanın üzerinde gerekse çevresindeki avluda vakit geçirmek insanı etkiliyor. Ama biz çok vaktimiz olmadığından bir arkadaşın da tavsiyesiyle Bodnath’tan yürüyerek Pashupatinath’a gidiyoruz. Yaklaşık yarım saat mahallelerin içerisinden geçerek yürümek ilginç bir deneyim oluyor. İşin garip yanı evlere bakarak en azından kısmen batılı kalan zihinlerimizle mahallenin hali vakti yerinde mi yoksa fakir bir mahalle mi olduğunu çözemiyoruz.

IMG_6339

IMG_6292

Her neyse yürüyüşün ardından bir anda kendimizi tapınağın içerisinde buluyoruz. Bir taraftan ateşler yanıyor, bir yandan insalar ilahi olduğunu düşündüğümüz şarkılar içerisinde dans ediyor. Bagmati nehri kıyısında olan bu tapınakta ölülerin yakıldığı Ghat’ların olduğunu bildiğimizden aklımıza doğrudan ölü yakma töreninin içinde olduğumuzu düşünüyoruz. Ama Zeynep dayanamıyor ve gidip soruyor; evet ibadet ediyorlarmış doğru ama ölü yokmuş ortada. Ancak ortam yine son derece mistik ve etkileyici, uzun bir süre etrafı izliyoruz. Bu arada fark ediyoruz ki yine bilet almamız gerekiyor ama yanlışlıkla Hindulara özel kapıdan girdiğimiz için bedavaya girmişiz. Tam nehrin kenarında ghatların olduğu yere gitmek üzereyken yine bilet soruluyor bize ve biz, daha doğrusu ben inat ediyorum bilet almamaya ve oraya kadar gitmişken bir ölü yakma töreni göremeden dönüyoruz. Zira bilet 1000 rupee yani 20 TL kadar kişi başı. Doğrudan girişte isteselerdi büyük olasılıkla verecektik ama tam gezmemizin sonunda istenince insanın veresi hiç gelmiyor.

IMG_6352

IMG_6305

Bazen insan normal şartlarda hiç rahatsız etmeyecek paralar için böyle inatlaşmalara giriyor gezerken. Neden, kendi adıma ben de bilmiyorum sanırım içgüdüsel bir tarafı var ya da tamamen saçmalık ve benim şahsi cimriliğim. Her neyse doğrudan ghatlara giremeyince şöyle bir etrafı dolanalım dedik ve hemen yanında yaşlı bakımevine kendimizi attık. Daha önce kutsal saydıkları bu tapınağa öleceğini anlayan insanların son günlerini geçirip ölümü burada yaşamak için geldiklerini duymuştuk ama bakımevi tam olarak ona karşılık gelmiyor tabii. Bakımevi deniyorsa da buranın bir 3. Dünya ülkesi olduğunu unutmamak gerekiyor. Zira bakım sadece verilen 3 öğün yemek, odalar gerçekten mağara gibi. Ve avluda gezinen yaşlılar gerçekten de acınası… Kimisi cüzzamlı, kimisinin bir uzuvu eksik , kimisinin akıl sağlığı yerinde değil… Kesinlikle görmelisiniz ancak insanın kolay kaldırabileceği bir ortam değil…

IMG_6286Sonuçta dolu dolu 8 günü Nepal’de geçirmiş olduk. Aksilikler başımıza geldi, kimi acemiliklerimiz oldu , yine de bizim adımıza son derece keyifli bir deneyimdi. Gezmesi zor ama bir o kadar da keyifli ve heycan verici olduğu söylenebilir. Fırsatımız olsa en yakın zamanda tekrar gitmek isteyeceğimize şüphe yok. Yine de bizim gibi sadece 1 hafta gidiliyorsa Pokhara’ya otobüsle gitmek çok mantıklı bir tercih değil. Dağların sunduğu manzaraları izlemek için çok daha yakındaki Narangkot’a gidilebilir ya  da uçak alternatifi değerlendirilebilir. Bunun dışında yamaç paraşütünden, raftinge, bungee jumpingden, trekkinge ve base camp yürüyüşlerine kadar çok geniş bir aktivite seçeneği sunuyor Nepal engin ve mistik kültürünün yanı sıra. Nepal’i gördükten sonra insan Hindistan’ı hayli merak ediyor, aynı şekilde Tibet ve Bhutan’ı da. Kim bilir ne zaman sıra oralara gelecek…

Gallery

Egeye Doğru: Sığacık

7 Dec

Plan yapmak hem de gezmek adına bir şeyler planlamak bana fazlasıyla keyifli geldiği için gezilerimizde zaman zaman her şeyin önceden planlanmış olması bir şeyleri kaçırdığımız hissini yaşatıyordu bize. En azından esnekliğinin elinden alındığı gerçeği var. Bir yeri çok beğenip biraz daha kalayım desen bile önceden ayırtılmış oteller, biletler vs.. bir programa sadık kalmaya zorluyor insanı.

IMG_1378

Tam da bu yüzden bu sefer yola çıkmadan plan program yapmayalım, yol üzerinde karar alma şansımız olsun istedik. Ne var ki 30 Ağustos’ta yola çıkacağımız için ilk haftasonumuzu ayarlamamız iyi olur diye düşündük ve beklentimizin hayli yüksek olduğu Sığacık’ta Mandalin Pansiyon’a 2 günlük rezervasyon yaptırıp arabaya atladık. Ancak yolculuğu pas geçip bir anda Sığacık’a gelemeyeceğim zira Susurluk’ta Garaj’ın karşısında kalan Düzdağ Kahvehanesinde yediğimiz muazzam tost ve ayranı pas geçmek büyük ayıp olur.Açıkçası üzerine salça sürülerek servis edilen tostun bu kadar lezzetli olacağını beklemiyorduk, ayranla birlikte hapur hupur yenildikten sonra mideler bayram etti.(hem de tost ayran 5 tl) Bu gaz bize Sığacık’a kadar yetti.

IMG_5763

Malum Sığacık- Seferhisar Slowcity yani yavaş şehir. Daha önce Gökçeada’dan ve farklı mecralardan bu konsepte aşinayız. Ancak Seferhisar’ın bu konuda ilk olması ve medayda bu alandaki adımlarıyla adından fazlaca söz ettirmesi beklentimizi hayli yükselttik. İşin doğrusu konsepti şakayla karışık olarak da olsa biraz fazla somutlaştırdık. Şöyle ki ilçe sınırına girdiğimizde şöförümüz Can’ın 60′ı geçmeyi red ederken , arabada uçuşan sorular düşündürücüydü: “Ne yani hamburger yok mu?” , “Ee peki biranın yanına patates kızartması yiyemeycek miyiz şimdi?” hatta “Lan burada bira satılmıyor olmasın?!” şeklinde.

IMG_5800

Arabamızı surların dışına park edip de içeri girdiğimiz de ise beklentilerimizin fazlasıyla hakkını verecek bir yere geldiğimizi hissettik. Eşyaları odalara attıktan sonra hemen turlamaya başladık.Kaleiçi birbirinin içine geçmiş dar sokaklardan oluşuyor ve avlulu evlerin dış duvarları arasında yürüyorsunuz. Her ne kadar evlerin çoğunluğu henüz restore edilmemiş olsa da ; hakim olan sade ama son derece sıcak mimarisi bu sokakların, biraz ilgiyle çok güzel olacağına dair kuvvetli bir fikir veriyor.

IMG_5776

Henüz kaleiçinde fazla işletme olduğunu söyleyemeyeceğiz, daha çok sahil tarafında konumlanmış şu an için mekanlar, öyle olunca biz de sahil tarafına yöneldik.Ancak herhangi bir sahil kasabasında bulabileceğiniz vasat işletmeler gibi görünüyor bir çoğu. Gerek menüler gerekse mekanlar sıradan olanın dışında pek bir şey vaad ediyor gibi görünmedi bize.Bu arada marinadan hiç bahsetmiyorum bile , zira “slowcity”de böyle bir marina ne arıyor merak ediyor insan. Yine de en azından dekorasyonuyla dikkat çeken sevimli bir mekan bulduk ve oturduk.Zaten canımız biraz bira biraz da atıştırmalık istiyor. Özellikle bir yolculuktan sonra bir yere oturup bir içecek ve aperatifle yorgunluğu atmak paha biçilemez .Ve birkaç birayı da büfeden alıp sahildeki banklarda takılarak günü bitiriyoruz.

IMG_5781

O kadar yol geldik. İnsanın canı bir an önce denize girmek istiyor. Ekmeksiz plajının güzel olduğunu okumuştum bloglarda, ne yazık ki bölgede bir otel inşaatı olduğu için plaj kapalıymış. Denize doğrudan merkezden girilmediği için en yakın seçenek Akkum Plajı. Atlıyoruz arabaya ve yaklaşık 5 dakika içerisinde oradayız. Öncelikle pansiyonumuzda varlıklarından bahsedilen beachleri görüyoruz; isimlerinin “AKKUM” ve “KUMMA” olması ise yaratıcılık adına iyi işaretler sayılmaz öyle değil mi?

Beach’leri geçince belediye görevlileri karşınıza çıkıyor ve duş, kabin vs. için 5 tl’lik bir ücret istiyorlar.İşin problemli tarafı bu bedelin zorunlu olması.Sözde sahilde şemsiye ve şezlonglar var ama 5 tl ödeyip yer var mı ancak ondan sonra görebiliyorsunuz. Günün sonunda fark ettiğimiz üzere bir de ayrıca şezlonglar var, belediyeden kiralanmış alanda hizmet veriyorlar,günlüğü ise 10 tl. Yani güya halk plajına gidiyorsunuz ama doğru düzgün bir şemsiye ve şezlong için 15 tl ödemeniz gerekiyor. Her neyse zaten biz ücretli şezlongları ilk etapta keşfedemediğimiz için şezlongu olmayan bir şemsiyenin altına sığındık.Ancak plajın genel anlamda pek davetkar olduğunu söyleyemeyceğim,bir de sürekli esen rüzgar da eklenince sahilde kitap keyfi bile yalan oluyor.

IMG_5761

İşin doğrusu yalan olan sadece kitap keyfi olmuyor, adeta öyle bir rüzgar var ki, adamakıllı hiçbir şey yapamıyorsunuz.Bizi hayli mağdur eden rüzgar hakkında ise çelişkili açıklamalar vardı. Mısırcı rüzgarın normalde olmadığını iddia ederken, pansiyondakiler ve büfe işletmecisi hep rüzgar olduğunu söylediler. İşin doğrusu deniz maceramız biraz hayal kırıklığıyla sona erdi.

IMG_5768

Odaya döndüğümüzde gün boyu yediğimiz rüzgarın sersemliğini üzerimizden atmak kolay olmadı haliyle. Bir kahve içmek için sokaklar da dolaşırken Bogo Cafe’yi gördük. Zaten mimari anlamında çok potansiyele sahip olduğunu düşündüğümüz kaleiçinde , bir avluya yerleşmiş olan “Bogo” ufak dokunuşlarla ne kadar güzel alanlar yaratılabileceğini gösteriyor bize. Bir şey yemediğimiz için çok fazla yorum yapamasak da , Sığacık’ta yakın gelecekte Bogo Cafe gibi çok sayıda özgün mekan görmek sürpriz olmayacaktır. Şahsi fikrim bu gibi mekanların bu kasabaya özgün bir ruh katabileceği; aksi halde sıradan bir sahil kasabasından farkı olmayacaktır.

IMG_5773

Akşam için ise Sığacık merkezin biraz dışında ; yani arabayla gitmek gerek; Dağ Restauranta gittik.Malum sosyal medya; foursquare’deki olumlu yorumlar bizi biraz yönlendirdi diyebiliriz. KOnumu ve manzarasıyla insanın gönlünü çalan bir mekan olduğunu söyleyebiliriz. Tabii Ege’de rakı balık biraz fazla dayatılan bir konsept olsa bile insan böyle bir atmosferde keyif almıyor değil. Salata ile deniz ürünlü böreği fazla sıradan olsa bile, tereyağlı karides lezzetliydi. Rakısıydı , deniziydi derken insan yedikçe yiyor. Aslında balığı hafifçe geçelim diyorduk ama balık seçmeye gidince ne yalan söyleyelim gaza geldik ve kocaman bir sinarit seçip geldik. Izgarada güzelce piştikten sonra masamıza gelen sinarit tarafımızca kısa zamanda süpürüldü.Daha önce yediğim birbalık değildi ama insanın ağzını dolduran son derece net bir lezzeti vardı. Her neyse özetle güzelce yedik içtik ve 4 kişi 260 lira ödeyerek gezimizde daha sonra egale edemeyeceğimiz bir hesap ödemiş olduk. Genel olarak fiyatlar makuldu ama gidip 100 liralık kocaman bir balık alınca haliyle şişebiliyor hesap biraz. Atmosferi çok keyifli ve sinariti de lezzetli olmasına rağmen; uğramadan dönmeyin dedirtmedi bize.

IMG_5796

Ve Datça’ya olan 380km’lik yolu gözümüz kesmeyince son dakikada rotamızı Akyaka’ya çevirdik. Sıradaki yazı Akyaka ve Palamutbükü…

Kamboçya Gezisi ve Kamboçya’nın Acı Tarihi

8 Nov

Her ne kadar “Dünyanın Yeni 7 Harikası” seçilirken Aya Sofya ile aynı kaderi yaşasa da; bu durum Angkor Wat’ın bir gezginin hayalindeki yerini kesinlikle değiştiremez.  Sanırım bizi de Kamboçya’ya çeken temel faktör “Angkor Wat”ın mistik cazibesiydi.  Ne mutlu ki Kamboçya gelenlere etkileyici tapınaklardan çok daha fazlasını sunuyor ve ayrılırken mutlaka buraya bir gün dönmeliyim diyorsunuz.

IMG_1326

IMG_1282

Sonuçta hiçbir fikrimizin olmadığı bir ülke olduğu için Lonely Planet’ın “Southeast Asia on a Shoestring” kitabına çok sık danıştık, gitmeyi düşünenlere de kesinlikle tavsiye ederiz. Biz Kamboçya’ da tercihimizi Angkor Wat’ın bulunduğu Siam Reap’ten yana kullandık. Ancak diğer gezginler kırsalının da inanılmaz etkileyici olduğunu söylüyorlar, kim bilir belki bir gün Kamboçya kırsalının yolları gözükür bize. Siam Reap’e ulaşım biraz sıkıntılı; Tayland’dan karayoluyla geçmek bir dert, zira hem yollar iyi değil hem de 2-3 araç değiştirmek gerekiyor. Ama zamanı bol olanlar için alternatif bir tercih olabilir. Bangkok’dan uçuşlar pahalı olduğu için biz AirAsia ile Kuala Lumpur üzerinden ulaştık Siam Reap’e. (gidiş dönüş kişi başı 250.-TL civarı) Bunun dışında Kamboçya’ya ulaşmanın diğer ön koşulu vize. O da Kamboçya Dış İşleri Bakanlığının sitesinden online olarak alınıyor (25 usd) ve çıktısını alarak yola koyulabiliyorsunuz.

IMG_1318

IMG_1358

Evet, sonunda Siam Reap havaalanına vardık. Şehirden biraz uzak olduğunu bildiğimizden hemen havaalanının dışındaki tuktukçularla pazarlığa giriştik. Ve daha sonra Kamboçya’da çokça hissedeceğimiz 3 kuruş için kalplerini mi kıralım insanların mantığıyla 3 günlüğüne 55.-USD’ye Chang’le anlaştık. Gerçekten de bizi havaalanına tekrar bırakana kadar Chang bize kah rehberlik etti, kah bizim yerimize posta kutusuna mektup attı. Zaten tapınakların yayılmış olduğu Angkor bölgesi o kadar büyük ki eğer ben o sıcakta gün boyu bisiklet sürebilirim gibi bir iddianız yoksa tuktuk dışındaki tek alternatifiniz araba kiralamak. Şahsi görüşüm o da çok kolonyal bir tavır oluyor ve yerelle temasınızı ciddi anlamda koparıyor. Tuktuk kiralayarak tüm ulaşım masraflarınız tek kalemde bitivermiş oluyor.

IMG_1080

IMG_1285

Siam Reap’de kalacak yer olarak bir dolu opsiyon var. Son yıllarda zengin beyaz turistlerin rağbetiyle birlikte beş yıldızlı bir dolu otel açılmış, fiyatlar da Avrupa standartlarına ulaşabiliyor. Ama biz 3 yıldızlı bir otel olan Terrasse des Elephants’da kaldık ve her anlamda inanılmaz memnunduk. 2 kişilik odaya günlük 55.-USD vermiş olduk ama daha düşük bütçeli seyahat edenler için fiyatlar aşağıya doğru çok esnek. Yalnız mümkün olduğunca merkezde otellerde kalın çünkü aksi halde otele bağımlı yaşamış olacaksınız. Bu arada aman ha sinek kovucu almayı unutmayın zira, etrafı tamamen pirinç tarlalarıyla çevirili bir şehirdesiniz.

IMG_1154

IMG_1295

Siam Reap yeme içme anlamında ise tam bir cennet. Gerçi insan hızlıca yerel fiyatlara alışıyor ama son derece güzel bir yemeğe 3.-USD yanında bir biraya 50 cent vermek paha biçilemez. Fransız varlığı yemekleri de etkilemiş, bu durumun olumsuz olduğunu söyleyemiyoruz.  Genel olarak hiç kötü bir deneyim yaşamadık ama özellikle tavsiye edebileceğimiz 2 restaurant var:

IMG_1403

IMG_1276

1-      Le Tigre (Old Market Area, Pub Street): İnanılmaz lezzetli yemekleri olan bu mekan aynı zamanda Lonely Planet’ın da tavsiyesi. Yemekler 3-4 usd , bira ise 1 usd. Bu  arada meraklıları için yemek kursları da mevcut hem de sadece 12 usd.

2-      Khmer Family Restaurant: Yemeklerin yine 3-4 usd olduğu bu mekan yine tavsiyemiz.Hem de biralar 50 cent, kokteyller ise 2 usd. Özellikle muz yaprağı içerisinde gelen Amok son derece lezzetliydi.

 IMG_1279

IMG_1203

Özellikle 2. evlilik yıldönümümüzü henüz kutladığımız bu günlerde hala balayına ait yazıları tamamlamamış olmanın utancı bambaşka bir konu. Üzerine Tanzanya ve Nepal’i de gezdikten sonra şu an Kamboçya ile ilgili birkaç değerlendirme yapabilirim sanırım. Nepal gibi ülke içerisindeki krizleri 2000’li yıllara sarkmasa dahi; Kamboçya çok daha büyük acılar çekmiş bir ülke ve yaraların henüz sarılamadığı çok açık. Bununla birlikte en azından Siam Reap turistler için öylesine ideal bir şehir ki çok kısa zamanda kendini toparlamış. Basit bir kıyaslama yapmak gerekirse Katmandu ya da Zanzibar Stone Town’dan sonra bir gezgin için gezmesi öylesine kolay ki, çok kalabalık ya da büyük değil. Etrafta bir şekilde İngilizce bilen birileri var, güvenlik anlamında hiç ama hiç endişe yaşamıyorsunuz, çok ucuz ve insanları çok güzel, çok sıcak. İşte tam da bu yüzden dünyada alternatif bir yer arayanlar ama henüz zorlu seyahatlere hazır olmayanlar için ideal başlangıç hem de Tayland ile birleştirmek de ayrıca kolay ve güzel olabilir.

IMG_1272

IMG_1090

kambocyada gezgin

Kamboçya’daki Mutlu Gezginler

Biz bir çok farklı kaynakta insanların Nepal’e ilk kez hangi amaçla giderse gitsin 2.kez insanları için gittiğini okuduk ancak bence bunun tam karşılığı Kamboçya’da. Siam Reap’in fazla turistik bir yer olduğu gerçeğini kabul etmek gerekiyor sanırım, ancak daha kırsalı gezen arkadaşlar inanılmaz deneyimler yaşamışlar. Bizim de aklımızın bir köşesinde Kamboçya – Laos alternatif bir güzergah olarak duruyor. Sonuç olarak kesinlikle Kamboçya’yı görün diyoruz, Siam Reap’e bir uçak bileti alın, bir tuktukçuyla anlaşın ve bırakın 3 günde tüm Angkor Wat’ı gezdirsin size, bu arada güzel mümkünse havuzlu ; çünkü gün boyu güneş altında gezdikten sonra o kadar tatlı geliyor ki, bir otelde kalın ve güzel Kimer yemeklerini yiyin…

IMG_1484

Ama sakın burasının yakın zamana kadar büyük acılar çekmiş insanların vatanı olduğunu unutmayın, gerçi zaten adım attığınız andan itibaren bunu iliklerinizde hissedeceksiniz.

IMG_1171

Gezinin tarihi boyutu ile ilgilenmeyenler bundan sonrasını hiç okumayabilirler. Aslında ansiklopedik bilgi vermek pek tarzım değildir, yine de Kamboçya’yı anlamak adına belli konular hakkında fikir sahibi olmak gerektiğini düşünüyorum. Kendilerini ait hissettikleri Kimer İmparatorluğu 9-15. yy. arasında bölgede hüküm sürüyor, akabinde Tayland istilası, Fransız Mandası , Japon İşgali derken yakın tarihimiz adına Kamboçya’yı en çok etkileyen olay gelip çatıyor: Vietnam Savaşı.

Şöyle ki ilk etapta net bir taraf tutmayan Kamboçya, zaman içerisinde Kuzey Vietnamlılar’a destek oluyor daha doğrusu “Ho Chi Minh Trail” üzerinden Vietnam’a yardım gidiyor. Bunun üzerine Amerika çok pratik bir çözüm buluyor: Bombalamak… Böylece Kamboçya üzerinde 115.000′in üzerinde hedef vuruluyor, bu sırada da 600.000 üzerinde sivil bombardımanda hayatını kaybediyor. Hala da zaman zaman zaman bu bombardımandan kalan patlamamış bombalar insanları öldürmeye devam ediyor. Peki bunu neden mi anlattım? “Kızıl Kimer” ya da “Pol Pot” rejiminin bir anda nasıl güçlendiğini kavramak adına bu bilgi çok kritik.  Zira  1970’de 7 milyon olan Kamboçya nüfusunu düşündüğümüzde 600 bin ölümün ülke üzerindeki travmatik etkisi anlayabiliriz. Ne var ki halkın makus talihi bir türlü dönmüyor ve “Kızıl Kimer”ler ülkeyi tam bir ölüm tarlasına çeviriyor. 1 milyondan fazla kişinin bu dönemde kasıtlı olarak ya da zorunlu iskan politikaları sonucu pirinç tarlalarında öldüğü öngörülüyor.  Neredeyse 10 yıl süren “Kızıl Kimer “rejiminin ardından 1979’da  Vietnam müdahale ediyor ve “Kızıl Kimer”leri  yönetimden uzaklaştırıyor.  Sonrası malum, iç savaş….

90’ların başında iç savaş hafifliyor ve modern Kamboçya kuruluyor. Ancak Kimer halkının acısı bir türlü dinmiyor, zira ülkede halen 4-5 milyon kadar patlamamış kara mayını olduğu biliniyor. Halen sokakta yürürken aklınıza gelenin çok ötesinde bir sıklıkla uzuvlarını kaybetmiş insanlarla karşılaşıyorsunuz. 2012’nin ilk 10 ayında bile kayda geçen 155 mayın patlamasında 41 kişi ölürken 121 kişi sakat kalmış. Halen Kamboçya’da her  1000 kişiden 3’ü mayın dolayısıyla uzuvlarını kaybetmiş durumda.

Bütün bu acıların orada yaşandığına inanmak güç, çünkü öylesine güzel, öylesine iyi niyetli insanları var ki. Diğer taraftan ise insanlarla her temasınızda gözlerinin içindeki acıyı ve çekingenliği hissedebiliyorsunuz. Netice de diyoruz ki globalleşme Kamboçya’yı avucunun içine almadan bir an önce gidin, görün…

Kızıl Kimer dönemi ile ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyenler için: First TheyKilled my Father, Loung Ung ve Brother Number One, David P.Chandler iyi birer referans kitabı olabilir.

IMG_1462

Neresinden Baktığınız Dünya’yı Çok Değiştirir

Gallery

Himalayalar’ın Ortasında: Nepal Gezisi – 1

28 Oct


Uçağın sol tarafına oturursan Nepal seni Himalayalar’ın heybetli manzarasıyla karşılar diye öğütler almıştık; ne var ki pencere kenarında yer bulmak mümkün olmadı. Böylece Nepal ile ilişkimiz olağan şekilde Dar Es Salaam’a göre çok daha ferah olan Katmandu Havaalanı’nda başlamış oldu. Vize için kişi başı 25 dolar verdikten sonra  (tek unutmamanız gereken şey fotoğraf) bagajlarımızı alıyor ve bizi bekleyen otelin aracına atlayıp Katmandu’ya giriş yapıyoruz. Sokaklar hareketli mi hareketli, renkli mi renkli. Açıkçası kafamdaki Hindistan ne idiyse karşımdaki Nepal o.  Otelimize eşyaları bırakıp kendimizi sokaklara atıyoruz. Bu arada otel dediysek de bakmayın 2 yatak ve yarım pencereden oluşan 5 m2’lik (2 kişi gecelik 17 usd) odamızın neyse ki banyosu içerde. Sıcak su da var, sırt çantalı bir turistin Nepal’de beklentisi daha ne olabilir ki?

katmandu durbar

Her neyse kendimizi sokağa atıyoruz ama haritaya bakarak yol bulmak tam bir hayal. Neden mi? Öncelikle haritayla yollar birebir örtüşmüyor ve daha önemlisi nerede bulunduğunuzu anlamak için referans alabileceğinizi hiçbir yer yok. Latin alfabesinde bir tabelayı kim kaybetmiş ki biz bulalım. Niyetimiz Lonely Planet’ın önerdiği yürüyüş rotasını yapmak iken başlangıç noktasını ararken kayboluyoruz. Zaten Dasain; yerel dini bayram; olduğu için ayrı bir kaos var. Malum Nepal’deki Hinduizm inancı vejetaryen Hindular’a inat kurban kesmeyi pratik ettiği ve doğa üstü güçlere riayet ettiği için caddeler ördekten su bufalosuna her türlü kurbanlık kaynıyor. Yaşanılan trafik kaosu içerisinde trafiğin soldan akması bizi en az bocalatan. Her yerden her yere bisikletler , motosikletler , arabalar… Bir de bunlara korna seslerini ekleyin. Daha doğrusu şöyle düşünün ; havaalanında “Korna Nepalliler’in kendini ifade şeklidir” diye bir uyarı var, gerisini gözünüzde canlandırmak size kalmış.IMG_6076

Şimdi bunlara asfalt olmayan yolları ve olmayan kaldırımları ekleyin.  Kenarda köşede kemikler, tezgahta herhangi bir soğutma olmadan sergilenen kesilmiş hayvanlar. Tabii kokular olmadan tarif eksik kalır. Biraz köri, biraz dışlı, biraz hayvan , tütsü evet kesinlikle tütsü ve bolca egzoz. Son olarak da m2’ye 1 insan düştüğünü hayal edin. İşte burası Katmandu. (Bu arada işin ufak bir araştırma yapmak Katmandu’daki nüfus yoğunluğunun Mumbai’nin 2 katı olduğunu görmeye yetiyor.)

tavuklar

Haliyle insan bir anda sudan çıkmış balığa dönüyor. Ancak zaman geçtikçe kaosa alışıyor ve etrafınıza alıcı gözle bakmaya başlıyorsunuz. Sonra tüm bu kaosun ahengini fark ediyorsunuz; yorucu kesinlikle ama tüm bu kaotik ortamı oluşturan unsurların uyumsuz olduğunu kim söyleyebilir. Sokaklarda gezdikçe tüm bu kaosun ortasında; meydan okurcasına bir dinginlikle sizi karşılayan tapınaklar ve onu çevreleyen meydanlar… Durbar Meydan’ındaki saray, tapınaklar ve hatta “İngiltere Merkez Bankası”nın kopyası olan devlet binasını görüyorsunuz. Gerçek dışı… Katmandu sizi öyle bir hızla yaşadığınız gerçeklikten çıkarıp kendi dünyasına alıyor ki; inanılmaz.

bakkal

Genel olarak Katmandu’yu tarif etmek istersek Thamel’den başlamamız uygun olacak. Thamel ağırlıklı olarak turistik işletme ve ticarethanelerin olduğu ve çok ama çok hareketli  bir yer. Yalnız ana caddeden bir arka sokağa adım attığınızda kendinizi bir anda Katmandu yerli halkının arasına karışabiliyorsunuz. Bu anlamda Lonely Planet’ın önerdiği yürüyüş rotaları başarılıydı.

IMG_1511

Bunun dışında Durbar Meydanı’nı Sultanahmet gibi düşünmek mümkün, tüm anıtsal yapıların toplandığı buna rağmen hayatın da Thamel kadar olmasa da devam ettiği bir yer. Bu arada normalde meydanın girişlerinde kulübelerde bekleyen görevliler size bilet kesmeye çalışıyor ama bir taraftan da yerel halkın aktif olarak kullandığı meydana turnike koymak mümkün olmadığı için kulübelerin yanında geçmezseniz bir ücret ödemeniz gerekmiyor. Tabii zaten bu kadar fakir bir ülke bari biraz destek vereyim diyorsanız bu ayrı. Ama Bhaktapur, Patan, Boudnath, Pasupatinah girişlerini de eklediğimizde yaklaşık 40 usd’lik bir giriş ücreti ödemeniz gerekiyor toplamda.


katmadu durbar4

Meydanda herhangi bir tapınağın merdivenlerine oturup etrafı izlemek bile ayrıca keyifli. Örneğin devlet başkanı konvoyuyla 3-4 m yanımızdan geçti, yanımızdan geçti ama nasıl bir kaos sormayın. Yerlilerin “Hippie Temple” olarak adlandırdığı ve zamanında hippielerin basamaklarında ot içtiği tapınağın basamaklarında meydanı izlemek ise ayrıca anlamlı olacaktır. Meydanın hemen aşağı tarafında ise Freak St. Adıyla zamanında hippielerin konuşlandığı , takıldığı caddeyi bulabilirsiniz. Kalıntılar olsa da şu anda o ruhu bulabileceğinizi söylemek yalan olur. Yine de görmeye değer diye düşünüyorum.

katmandu durbar 3

Tüm bunların dışında bir de Kumari’nin Sarayı’nı görmeniz mümkün. Peki kim bu Kumari? Bu bahtsız kız daha küçükken her türlü psikopatlığın denenip sona tek bir kız kalana kadar ızdırabın devam ettiği bir süreçten geçiyor.  Örneğin bir odada kafası kesilmiş bir dolu hayvanla baş başa bırakılıyor. Sonuçta tüm bunlara dayanan Kumari bir anlamda reenkarne olmuş bir Tanrıça olarak kabul ediliyor ve sarayına ailesiyle yerleştiriliyor. Buraya kadar her şey güzel görünse de Kumari’nin yılda sadece 13 kez o da törensel şekilde dışarı çıkarılıyor olması ve daha da dramatik olarak Kumari’nin bakire olması zorunluluğu. Diğer bir deyişle adet görmesiyle birlikte Kumari’nin masalı sonar eriyor ve ailesiyle birlikte geri dönüyor hayatına, tabii 10 yıl tanrıça olarak yaşadıktan sonra dönebilirse ; bir de tanrıça ile evlenme fikrinin Hindu erkeklerde yarattığı travmadan dolayı evlenmesi ayrıca bir problem oluyor.

katmandu durbar2

Peki yeme içme adına ne var Katmandu’da? Biz hijyen ile uzaktan yakından ilgisi bulunmayan şartları gördükten sonra vejetaryen beslenmeye karar verdik. Ve ağırlıklı olarak Lonely Planet tavsiyelerine uyduk.  Nepal mutfağı zaten Hint mutfağının fazlasıyla etkisi altında. Bir de ayrıca Hint ve Tibet lokantaları var. Hindistan’da vejetaryen beslenme alışkanlığının yaygın olduğunu düşününce baharatlarıyla sebzeleri bu derece lezzetli kılmalarını anlayabilmek mümkün. Biz Third Eye diye bir Hint restoranını bulmaya çalışırken adeta helak olduğumuz için isyan ettiğimiz an en yakınımızda olan Thamel Restaurant’da yedik. Dans gösterilerinin olduğu turist gruplarını geldiği bir mekandı ama son derece lezzetliydi. Kişi başı yaklaşık 800 rupee verdik. Diğer bir gün ise Utse Tibet Restaurant’a gittik , muazzam olmasa da Tibet yemekleri orjinaldi.  Kişi başı 650 rupeeye değdiğini söylemek mümkün. Tibet tatlılarıyla ilgili olumlu şeyler söylemek isterdik ama başka zamana artık. Bunun dışında ortalama ana yemek 200-400 rupee arası değişiyor, bu gittiğiniz restaurant ve yediğiniz yemeğe bağlı. Ancak neden olduğunu anlayamadığımız şekilde bira Nepal’de pahalıydı. Hiçbir yerde 300 rupeenin altında bir görmedik. Sonuç olarak Hint yemeklerine zaten seven bir çift olarak et yememize rağmen Nepal’de yeme içme anlamında zorlandığımızı söyleyemeyeceğiz , hatta son derece keyif aldık.yemek_kolaj

Biz Katmandu’yu 2’ye ayırarak araya Pokhara’yı almaya karar verdik. O yüzden 2. Günü Bhaktapur’a ayırdık. Haritada Bhaktapur otobüslerinin kalktığı şeklinde işaretlenen yere  yürümeye koyulduk. Gidiyoruz ama emin değiliz tabii ki, zira Nepal’de haritalar her zaman hataya açık. Ki gerçekten de yanlışlıkla çevredeki küçük şehirlere giden başka bir otobüs garajına gitmişiz, tabii o an bunu bilemiyoruz. Ancak bu Bhaktapur’a gidiyor mu diye sorduğumuzda cevap aldığımız gençlerin yüzünde öylesine güven vermeyen bir ifade vardı ki bizi yanlış yönlendirdiklerine kanaat getirdik. Buna bir de göz attığımız otobüslerde hiç turist olmamasın eklenince emin olduk.  Her neyse artık geldiğimiz yolu geri gidelim dedik , neyse ki Zeynep caddeyi kesen bir sokakta duran bir otobüs daha doğrusu minibüs gördü de (bir not olarak Nepal’deki hiçbir ulaşım aracını Türkiye’dekilerle karşılaştırmayın) Bhaktapur’a giden araca kendimizi atabildik. Tesadüf bu ya otobüste yanımıza daha sonra Hindistan’a devam edeceğini öğrendiğimiz Özge ile Gökçe oturdu. Sanırım artık Türkler ciddi anlamda gezmeye başladı, zira neredeyse her gittğimiz yerde bir Türkle karşılaştık.

IMG_6187

Daha önce bir arkadaşım Bhaktapur’a girerken ana girişlerde 1100 rupee istendiğini ancak ara sokaklardan çıkıldığını söyelmişti. Biz ne olduğunu anlayamadan gişelere geldik, görevli para isteyince dank etti hemen geri dönüp ara sokaklara daldık. Ancak görevli bizden cevval çıktı ve meydana çıkan ara sokakların birinde bizi yakaladı mecburen bilet almak durumunda kaldık. Ancak unutmayın ara sokaklardan meydana çıkmak çok kolay. Bhaktapur  Katmandu’dan öylesine farklı ki; öncelikle Katmandu’daki kaos burada yok, onun yerine dingin, mistik bir atmosfer var. Buna şehrin yollarından, binalarına tuğlalarla örülmesini de ekleyince kişinin üzerindeki etkisi artıyor. Devamında peşimizi bırakmayacak olan yağmur kendisini ilk Bhaktapur’da gösterdi.

baktapur

Normal şartlarda Lonely Planet’ın yüryüş önerisine uymaya çalışacaktık ama yağmurla mücadele ederken haritaya bakmak mümkün olmadı. Biz de rastsal olarak sokaklara, caddelere daldık. Malum Dasain, biraz da şansımız yaver gitti ve hala emin olamasak da Bhaktapur Kumari’sinin bayramlaşma seremonisine denk geldik ve arkalarına takıldık. Bolca pirincin, tütsünün yer aldığı Hindular’ın elinde ne varsa sunduğu bir törenin ardından kendimizi sarayın bulunduğu meydana atık.

kumari

Durbar meydanının hemen arkasında olan bu meydanda zaman adeta durmuş gibi. Tapınankarın birinin altına girip yağmurdan korunuyoruz, bu arada meydanda kafaları kesilmiş su bufaloları sergilenirken biz de gitme vaktinin geldiğine kanaat getiriyoruz.

IMG_6174

IMG_6232

Otobüslerin kalktığı yere gittiğimizde şoförler bize ana yola çıkmamız gerektğini otobüslerin buradan kalkmayacağını söylüyor. O arada gözü açık bir taksici bize bayram olduğu için otobüslerin çalışmadığını söylese de gelirken otobüsle geldiğimizden pek kulak asmıyoruz.  Ne var kı 15 dakika otobüs bekledikten sonra yerlilerin otobüslerin çalışmadığına ikna olmasıyla biz de taksiciye teslim oluyoruz. Bu arada sohbet ettiğimiz yerli çocuk bugün burada festival varken neden Katmandu’ya döndüğümüzü soruyor, üzülüyoruz.

-“Ne olacak peki festivalde?”

-“Hayvanlar kurban edilecek!!!”

adak

Özetle Bhaktapur’da birkaç saat geçirsek bile çok etkilendik. Ağırlıklı olarak günübirlik gezilere ev sahipliği yapsa da burada kalmak en azından 1 gün, keyifli bir opsiyon olabilir. Kalabalık çekildikten sonra meydanları ve sokakları turlamanın ayrı bir keyif vereceği şüphesiz.

IMG_6190

IMG_6221

Ertesi gün Pokhara’ya gideceğimiz için taksiden Greenline’ın ofisinde indik. Advanced booking sistemiyle övünen ve 200 km için 20 usd para alan bir şirket; gerçi yolun 8 saat sürdüğünü düşününce;  ancak otobüse adım atınca Nepal’de aza tamah etmemiz gerektiğini anladık. Aslında Pokhara dönüşünde Greenline’ı kullanma niyetimiz vardı ama Dasain dolayısıyla yer olmayınca tourist bus olarak anılan daha uygun otobüsleri kullandık. Biraz daha primitif bir otobüs de olsa 800 rupee yani 3’te 1 fiyat kesinlikle daha cazip geliyor. Pokhara ve Patan bölümlerini 2. yazıda bulabilirsiniz.

IMG_6219

 

Gallery

Giacamo’nun Roma’sı

30 Mar

“Roma, tartışmasız bir şekilde benim en çok keyif aldığım şehir.”  Ürün Çakırca

IMG_3016

   Bu iddialı cümleyle başladıktan sonra nereye varırız bilemiyorum :) ama şüphesiz bu hissiyatımda Giacomo’nun payı çok büyük. İşin doğrusu bu benim 3. kez Roma’ya gidişim. Daha öncekiler hep birer günlüktü, ne var ki her ayrılışımda da muhakkak bir daha gelmek istiyorum diye ayrıldım.

IMG_3128

Zeyneple Roma’ya son gelişimizde arkadaşım Giacomo Roma’da değildi , yine de bir şekilde bize evini açtı; üstüne üstük bize bu harika haritayı pasladı.Bana düşen ise sanırım bu haritanın üzerinden geçmek.

IMG_3030

    Roma öyle bir şehir ki; bir tarafta Vatikan var…Sonra biraz ilerliyorsunuz Coliseum ve hemen yanında tonla antik Roma yapısı… Tiber Nehri boyunca ise “modern” 18-19.yy Roma’sı sizi karşılıyor.Hepsi öyle iç içe ki … Buna bir de Romalıların keyifli yaşama arzusu eklenince karşınıza tadına doyulmaz bir şehir çıkıyor…

IMG_3099

     İşin özü; tek tek şuraya gidin, buraya gidin demeyeceğim. Belli başlı monumental yapılar var,onların  görülmesi zaten zorunlu.Bunlar Pantheon, Trevi Çeşmesi, İspanyol Merdivenleri, Cumhuriyet Meydanı(Mussolini eseri olsa da…),St.Pietro falan filan…

vatikan

Ama Roma’yı daha değerli yapan, siz bunları bulmaya çalışırken ya da rastgele gezmeye başladığınızda, karşınıza çıkan her yerin öyle ya da böyle sizi etkileyecek kadar güzel veya özgün olması.


IMG_3069

IMG_3052

     Biz birazcık şehrin dışında kaldığımızdan, araba bizim için kaçınılmazdı ancak gündüzleri aracınızı pek kullanamıyorsunuz. Çünkü şehrin turistik kısımları gün içerisinde trafiğe kapalı. Diğer yandan ise geceleri arabayla dolaşmak öylesine keyifli ki…Yani bir anlamda büyükşehir olmasına rağmen Istanbul’dan farklı Roma. Şöyle ki; arabanızı bulduğunuz her noktaya park edebiliyorsunuz, yani park çizgilerinin dışı bile hiç sorun değil.Çünkü şehirde, park noktasının dışına park ettiğinize dair ceza kesebilecek polis sayısı, park bölgesinde para ödenmiş mi diye kontrol eden görevli sayısından hayli az ;) Diğer yandan park ücretleri çok uygun( örneğin; saati 1 euro ya da 8 saati 4 euro şeklinde)… Hele bir Smart kiraladıysanız değmeyin keyfinize. Yine de park yerine para vermek istemiyorsanız bizim gibi biraz şartları zorlamalısınız.Gerçekten aşağıdaki yere nasıl sığdırdık arabayı biz de bilmiyoruz.

romada park

Ancak Zeynep, aracın çok da gerekli olmadığını söylüyor eğer merkezdeyseniz. Yine de geceleri arabayla dolaşmanın keyfi bambaşka…(Not:Trevi Çeşmesi, İspanyol Merdivenleri gibi noktalar herkesin birasını , şarabını alıp takıldığı yerler ve kesinlikle leş bir ortam yok, inanılmaz keyifli, bir de Roma’da polis alkol konrolü yapmıyor ;)  )

IMG_3088

Örneğin arabanız olmazsa “Ilusion Road”u kesinlikle deneyimleyemezsiniz. Peki burada sizi ne bekliyor? Yolun başında St.Pietro’nun kubbesini görüyorsunuz, enteresan taraf ise siz yolda ilerledikçe kubbe küçüleceği yerde büyüyor. Tabii ki gerçekte büyümüyor ve bu illüzyonun muhakkak bir bilimsel açıklaması var ama oyunu bozmayıp bu etkileyici deneyimden keyif almaya bakmakta fayda var. Yalnız belirtmek gerek, araba olmadığı taktirde deneyimleme şansınız yok.

bira ve manzara

Yine akşam akşam arabaya atlayıp gidebileceğiniz bir atraksiyon daha. Anahtar deliği… Tepelere çıkıyor, duvarlar arasında ilerliyorsunuz. Aslında tam olarak yerini unutmuştum ama başında muhakkak bir kaç kişi olduğundan hangi kapı olduğunu seçmeniz zor olmuyor. Ve delikten baktığınızda karşınızda tek bir görüntü var:Yine St. Pietro’nun kubbesi.

IMG_3036

Şimdi muazzam bir makarna için 2 adres vereceğim, sıkı durun:

1-Trattoria Il Timoniere (Via Francesco Orazio Da Pennabilli, 5): Giacomo buranın “Carbonara”sını tavsiye etmişti, gerçekten inanılmaz.Bize önerilen ritüele uyuyoruz ve yanında da beyaz şarap ısmarlıyoruz. Çok samimi söylüyorum ki hayatımda yediğim en güzel makarnaydı.(beklentiyi bu kadar yükseltmek biraz tehlikeli oldu ama) Yalnız yeri biraz sapa ve adeta binanın altına saklanmış, bir de mekan küçük olduğu için rezervasyon gerekiyor.Yanlış hatırlamıyorsam 1 şişe şarap ve iki makarnaya 30 euro gibi bir rakam vermiştik :)IL TIMONIERE

2-Diğer adres :Dal Cordaro(Lütfen haritadaki yerine bakınız ve oradaki esnafa lokantayı sorunuz): Buranın da makarnası çok güzeldi.Ancak Il Timoniere’de zirve yaptığımızdan biraz gölgede kaldı. Roma’ya kadar gelmişken sakın burayı da pas geçmeyin, burası da tam bir aile işletmesi.Fiyatları Il Timoniere’den birazcık daha pahalıydı yalnız.

IMG_3051

Bu iki işletmenin de en güzel tarafları küçük aile işletmeleri olmaları ve kesinlikle yerlilere hitap ediyor olmaları yani tam anlamıyla bir Romalı deneyimi yaşamış olacaksınız.

Bunun dışında İtalya’ya kadar gelmişken kahve içmeden olmaz diyorsanız Caffe Sant’Eustacchio’ya(Haritadan bakınız) mutlaka uğramalısınız.Burası bir çok film sahnesine dekor olmuş bir mekan.Tam anlamıyla bir kahveci ama bir uyarı; inanılmaz kalabalık.Bu arada ayakta içilen kahve ile oturularak içilen arasında çok ciddi bir fiyat farkı var yani tam bir espresso shot yapıp kaçmalık ;)

IMG_3061

Bir de çok keyifli bir biracı var: Macche. Mekan kendi biralarını yapıyor ama inanılmaz aromalı ve eğlenceli biralar…Mekan inanılmaz küçük. Herkes birasını alıp dışarıda içiyor.Yalnız turistik bir öge haline geldiğini de itiraf etmek gerekiyor. 50′lik bira 6 euro ama kesinlikle deneyin…

IMG_3076

Dondurma içinse Zi’ Elena Icecream tavsiye edilir.Bizce çok lezzetliydi  ama en merkezde olmadığı için arabası olanlara tavsiye edilir. Haa bir de 12-3 arası kapalı,biz kapıda kaldık da, oradan biliyoruz ;)

Biz Restaurant Al Piatto Ricco’ya (Via della pelliccia, 29/a) da gittik Giacomo’nun haritasını takip ederek.Kesinlikle lezzetli ve diğer bahsettiğimiz mekanlara göre geniş bir menüsü var. Ancak çıtamız öylesine yükselmişti ki, bize sıradan geldi.Ama tourist trap’lerden uzak durmak istiyorsanız makul fiyatı olan bir mekan.

IMG_3026

İşte böyle; Roma öylesine keyifli bir şehir ki, kesinlikle kalbinizi bırakıp döneceksiniz. Sadece Yeditepeli olması da değil İstanbul’a benzeten Roma’yı; her köşeden saklı kalmış bir güzellik, bir yaşanmışlık çıkıyor, hem de şehir, klasik Avrupa şehirleri gibi avuç içi kadar bir merkezden de oluşmuyor , Gianicolo (haritadan bakınız) çıkıp da şöyle bir Roma’ya bakınca ne demek istediğimi anlayacağınızı düşünüyorum.Üstelik sadece binalar değil Roma’yı özel kılan, sahip olduğu atmosfer bütünüyle büyüleyici.

IMG_3116

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 517 other followers

%d bloggers like this: